9 Ekim 2014 Perşembe

Kızım 11 Aylık Oldu :)

Bizim minik prenses artık neredeyse 1 yaşında :) Şımarık, oyuncu, ortalık dağıtıcı, tanımadıklarına karşı yabani, biraz atarlı bir ufak böcek oldu :)

Bütün gün onunla vakit geçirdiğimden ve yeni bir hobi (keçe) edindiğimden bloguma yazı yazmak imkansızlaştı. Eğer hanımefendi mıkırdanmadan uyuyup izin verirse gecenin bir yarısı dahi olsa yazmak istiyorum fakat genelde izin vermiyor. Gece uykusunda ben yanında yoksam saat başı mıkırdanıyor. Hemen gitmezsem durum feryat figana dönüşüyor. Dolayısıyla blogumun durumu vahim... Ama inanıyorum ki bunları da aşacağız :)

Öncelikle kızımın ilk kurban bayramından bahsedeyim. Maalesef geniş ailemizden uzakta, çekirdek aile olarak buruk fakat yinede güzel bir bayram geçirdik. Eşimle uzun zamandır böyle uzunca görüşememiştik. Kendisi baya yoğun çalışıyor :( Hem onun için hemde ona hasret kalan kızımla benim için güzel bir tatil oldu. Kızım babasıyla bol bol vakit geçirdi, oyun oynadı, ihtiyaçları haricinde benim kucağıma gelmedi:)

Bayramın ilk günü güzel havanın da etkisiyle kendimizi dışarı attık. Bu durumdan en hoşnut olan tabii ki prenses oldu. Parkta kendini kaybediyor çocuğum :) Sonraki günler arkadaşlarımızla, komşularımızla görüştük. Kızım herkese mesafeli durmayı tercih etti dolayısıyla yoğun eleştiri topladı :) Yinede çok sevildi :)

İlk Kurban Bayramı'mız :)

Gelişimine gelince... Henüz yürümüyor ama baya gayretli. Denge çalışmaları sık sık düşmelere rağmen aralıksız devam ediyor. Bu günlerde koltuğa tutunurken kısa süreliğine iki elini de bırakmaya başladı. Bazen ben yakınındaysam bir adım atarak bana doğru geliyor ama ikinci adımda düşüyor. 

Yürümese de evin her yerine ulaşabiliyor kendisi :) Çekmece, dolap ne varsa karıştırıyor. Ben kendini tehlikeye atmadığı sürece onun keşfetmesinin önüne geçmiyorum ama ne yalan söyleyeyim arada dağıtmasın diye gözünün içine bakmıyor değilim :) 

Küçük parçalı şeylerle oynayıp, onları ağzına sokmaya bayılıyor. Sürekli ağzından bir şeyler çıkarıyorum. Peçeteleri, kağıtları koparıp koparıp ağzına atıyor. Ben almayayım diye de hızlı hızlı yapmaya çalışıyor, tam cadı. 

İstemediği bir şeye çığlık atarak tepki veriyor. Umarım bu huyu değişir.

Oyuncak bebeğinine bayılıyor. "Bebek nerde kızım?" diye sorunca onu gösteriyor, "aayyy" diyor :) Karşılıklı oturup birbirimize top atma oyununu, kutuları eşyalarla doldurup boşaltmayı, çekmeceleri boşaltmayı ve her şekilde cee-eee oynamayı çok seviyor.

Bidon kapağı ile cee-ee oynarken :)

Çocuklarla oynamayı çok seviyor, büyüklerle arası pek iyi değil. Çevrem isyan etmiş durumda fakat yapacak bir şey yok... Sık sık yanımıza uğrayıp yabani kızıma kendilerini hatırlatmaları gerekiyor :)

Dışarı çıkmayı çok seviyor. Evin içinde çığlık kıyamet tepki verdiği biri onu dışarı götürmek istediğinde kucağına gidip bana da bay bay yapıyor :)

Ek gıda çok az alıyor. Ne yaptıysam yediremedim. Gerçi işine gelen şeyleri çok da güzel yiyor ama genelde tepkili. Anne sütünü iyi aldığı için çok da zorlamıyorum.

Henüz her hangi bir şey söylemiyor. Huuuu- huuuu- hııııı şeklinde anlaşıyoruz :)

Minik meleğim büyüyor... Onu çok seviyoruz...

Doğum günü hazırlıkları başlasın...
Devamını Oku »

1 Eylül 2014 Pazartesi

Aziz Misafir

Önceki hafta sonu çok yakın bir arkadaşımın düğünü için Tokat'taydık. Kızımın katıldığı ilk düğün olması ve gelin arkadaşımın canım ciğerim olması hasebiyle benim için önemli bir düğündü. Kızımın kıyafetini kendim hazırladım :) Sarı ve pembe kombinasyonu ona çok yakıştı. Küçük tacı, altın sarısı converse ayakkabıları bile vardı:) Ama küçük hanım gelin odasında çekildiğimiz bir kaç resim sonrasında, gümbür gümbür seslerin içinde mışıl mışıl bir uykuya daldığından dolayı başka resim çekilemedik. Kıyafetinden de hevesimi alamadım ama olsun, yaptığıma değdi. Herkes çok beğendi :)


Düğünden sonra diğer bir canım ciğerim olan arkadaşımın evinde kaldık ve ertesi gün çok sevdiğim ailesiyle birlikte Niksar Çamiçi Yaylası'nda piknik yaptık. Çok harika bir yer. Eşim de ben de orman hasretiyle yanıp kavrulan türden kişileriz. Dolayısıyla bizim için mükemmel bir ortamdı. Uzun zamandır görüşemediğim sevdiğim insanlarla buluşmak ve vakit geçirmek de kesinlikle paha biçilemez. Küçük hanım da cıvıl cıvıldı. Sürekli kendi kendine gülüyordu. Onun mutluluğu hepimize yansıdı. Sanırım o da annesi ve babası gibi doğayı çok sevecek:) 


Gelelim esas meseleye...

Daha önce Çocuk Büyütmek ama Nasıl? isimli yazımda bu aralar Anadolu Pedagojisi ve Montessori Eğitim Sistemi'yle ilgilendiğimden ve paylaşmak istediğimden bahsetmiş ve bir giriş yapmıştım. Şimdi biraz daha detaylandırmak istiyorum. Öncelikle Anadolu Pedagojisi'nden bahsetmek istiyorum çünkü işin özü buradan başlıyor.

Anadolu Pedagojisi şimdiye kadar sadece Uzman Pedagog Adem Güneş'ten duyduğum bir kavram. Aslında Osmanlı Devleti'nde çocuk yetiştirme ile ilgili bir kaç şey duymuş olmama rağmen, Anadolu'da halkın içinde çocukların nasıl yetiştirildiği ile ilgili hiç bir fikrim yoktu. Açıkçası üzerinde düşündüğüm bir konu da değildi. Ben hep gözümü Avrupa'ya dikmiştim. Genelde yabancı kaynakları okuyup oradaki tavsiyeleri hayatıma uyarlamaya çabalıyordum fakat uymuyordu. Mesela ağlatarak uyutmak... İçim kan ağlaya ağlaya denedim... İlk başlarda işe yarıyor gibi görünse de, sonuç : Annesine daha çok yapışmış bir bebek ve içi sızlayan bir anne.  Şimdi anlıyorum ki kaş yapayım derken göz çıkarmışım. Kızımın güven duygusunu sarsmışım. 

Anadolu Pedagojisini incelediğimde gerçekten benim değerlerimle uyumlu olduğunu gördüm. Adem hocamın radyo programındaki her cümlesini içim sızlayarak dinledim, Çocukluk Sırrı adlı kitabını kendi çocukluğumu değerlendirerek okudum.  Okuduğum ve dinlediğim her şey beni çok etkiledi. Fakat uygulama konusunda çok başarılı olduğumu söyleyemeyeceğim çünkü bazı şeyler o kadar kalıplaşmış ki değiştirmekte çok zorlanıyorum. Ama yılmadan çabalamaya devam edeceğim.

Anadolu Pedagojisini Adem Güneş kısaca şöyle anlatıyor;

Çocuk Eğitimi kültür ve evrensel kabul görmüş değerlerden bağımsız olamaz.Birçok medeniyetlere ev sahipliği yapmış olan Anadolu toprakları çocuk eğitiminde kendine has bir usul ve yöntem takip etmiştir. Ve tarihe “İstanbul Beyefendisi, İstanbul Hanımefendisi” diye anılan saygın bir insan modelini ortaya koymuştur…
Maalesef globalleşen dünya ülkeleri kendi kültür ve değerlerinden koptuğu kadar çocuk eğitiminde de sorunlar yaşamaktadır. Ülkemizde de son yıllarda çocuk eğitiminde yaşanan sorunlar bundan farklı değildir.

Halbuki Anadolu Pedagojisi, ne kendi kültürel değerlerinden kopmuş ve ne de kendi dışındaki kültürlere kapalı kalmıştır…
Mevlana’nın ifadesi ile bir ayağını pergel gibi merkeze sağlamca basarak, diğer ayağı ile bütün dünyayı kucaklayacak bir eğitim felsefesi ortaya koymuştur Anadolu Pedagojisi… 

Ve bu eğitim felsefsi, sevgi ve inançta Mevlanaları, Hacı Bektaşları, Yunusları… 
Liderlikte Osman Gazileri… Fatihleri…
Musikide dillerden düşmeyen Dede Efendileri… ruhundaki inceliklerin sadece musikiye değil, çiçek ve bitkilere de ilgili kılan Buharizade Mustafa Efendileri (Itri)….

Duygu dünyasındaki incecik nakışları “hat” sanatı ile ortaya döken İsmail Zühdü Efendi, Derviş Ali Efendiler gibi binlerce şaheser insanın yetişmesinde vesile olmuştur…
Günümüz dünyasının “ben merkezci” eğiticiliğine karşı “sosyal empati” gücü yüksek insan yetiştirmeyi… duygu dünyasında incelikler barındırmayı, inançla gerilmeyi becerebilen, ruhu insan sevgisi ile dolu, kalbi güven duygusu ile donanmış çocuklar yetiştirmeyi amaç edinmiş bir pedagojik yöntemidir Anadolu Pedagojisi.

Şiddetten uzak, insana hak ettiği için değil, insan olduğu için saygı duyan, zihinsel değil, duyuların gelişimine önem veren eğitim sistemidir Anadolu Pedagojisi…
Eğitimde ceza ve mükâfat çocukları “edilgen” hale getirdiği için, ceza ve mükafatın eğitimde olmaması gerektiğine inanır Anadolu Pedagojisi…
Çocuğun fıtratını bozmadan, onu en doğal hali ile yaşama hazırlama rehberliğinin adıdır Anadolu Pedagojisi…
Bir başka deyişle, Anadolu pedagojisi çocuğa “zoraki” bir kişilik kazandırmak yerine, onun yaratıldığı en doğal hali ile kalabilmesi ve kendi fıtratını bozmamaya gayret eder… ve her çocuk özeldir der…
Bu maksat ile çocuğun biyolojik ritmin bozmadan, onu edilgen hale getirmeden, aşağılamadan, onurunu kırmadan, kendi doğal yaşamı içinde gelişimini desteklemektir Anadolu Pedagojisi…

Çocuk eğitiminin baskı ve zorlamalarla değil “duyarak” ve “hissederek” olduğuna inanır Anadolu Pedagojisi… Bu açıdan bakıldığında, kendi kültürel değerleri ile barışık ve modern dünyadaki gelişimleri de içinde barındıran, çocuğun var olduğu hali ile kabul gördüğü bir pedagojik yaklaşımdır Anadolu Pedagojisi…

Bu pedagojik yaklaşımın beni en çok etkileyen yanı çocuğa duyulan saygı... Bunu Çocukluk Sırrı adlı kitaptan bir kaç cümle ile açıklamak istiyorum;

Orta Çağ Avrupası'nda çocuğun 'günahkar' olarak dünyaya geldiği düşünülüyordu. Çocuk, 'şeytanımsı' insan olarak görülüyor,'bir gün bile yaşayıp vaftiz olmadan ölse, gideceği yerin cehennemin bizzat kendisi' olacağı söyleniyordu. Oysa aynı dönemde Anadolu'da çocuk, aile içinde 'aziz bir misafir' olarak kabul görüyordu. Çocuğun kişilik ve karakterine zarar gelmemesi için azami dikkat ediliyordu.

Dünkü Batı, çocukluk sırrından habersiz, çocuklarını 'ceza' ve 'şiddet' ile 'adam etmeye' çalışırken, Anadolu topraklarında evdeki aziz misafire -bırakın ceza verilmesini- kaşların dahi çatılması, 'insan ruhuna' saygısızlık olarak kabul ediliyordu.

Çocuğa değer vermek böyle bir şey... Onu Allah'ın bize emanet ettiği ve öyle yada böyle bir gün evimizden ayrılacak olan aziz bir misafir olarak kabul etmek... Bu düşünceyle ona sevgi, saygı ve sabır ile yaklaşarak onu ruhunu bozmadan büyütmek...

Yazılacak o kadar çok şey var ki bir sayfaya sığdırmak mümkün değil. Bir sonraki yazımda bu konuya devam edeceğim.


Devamını Oku »

15 Ağustos 2014 Cuma

Kızım 9 Aylık Oldu :)

Vay arkadaş... Derlerdi de inanmazdım... Öyle yatağa koyunca duran bebek en iyisiymiş :) Bizim prensesin emeklemeye başlamasıyla benim az olan boş vaktim neredeyse hiç kalmadı. Bütün gün bir o benim peşimde, bir ben onun peşinde dolaşıp duruyoruz. Uykusu da günde bire (bazen 1,5) düşünce, uyur uyumaz bir kaç işimi tamamlamaya çalışıyorum. Dolayısıyla yazı yazmakta çok zorlanır oldum, içim içimi yiyor :( 

9. ayımızın en önemli olayı kızımın ilk bayramını yaşamasıydı :) Bayram için 8,5 saatlik bir araba yolculuğuyla yaşadığımız şehir olan Kayseri'den, ailelerimizin yaşadığı şehir olan İstanbul'a gittik. Bebekle araba yolculuğu genel anlamda çok zor değildi. Fazla ek gıda yemediği için yol boyunca sadece emzirdim. Yolculuğumuzun neredeyse yarısında uyudu fakat uyanık olduğu saatlerde koltuğunda oturmamak için direndi. Elimden geldiğince koltuğunda tutmak için uğraştım. Ama durmadığında mecburen kucağıma aldım. Oyalamak çok zor oldu. Bin bir takla attım, molalarda şoförlük de yaptı :) Kesinlikle bol bol oyuncak almak yada elinize geçen her şeyi oyuncağa dönüştürebilmek gerek. Biraz zorlandık ama gittiğimize değdi. 

Küçük hanım akrabalarını gördü, kendini pek sevdirmese de genel anlamda mutluydu. Bayramda ailelerimizle birlikte olmak, kızımıza bakarlarken gözlerindeki sevgiyi görmek bizi de çok mutlu etti. Bu arada bizim küçük hanım kendisinden 23 gün büyük olan amcasının oğluyla da buluştu. Birlikte oynadıkları pek söylenemez çünkü kuzen çok hareketli, yerinde durmuyor. Bizim kız genellikle ağzı açık bir şekilde onu izliyor :) Oynamadılar fakat saç çekmek suretiyle ilk kavgalarını ettiler :)

Gelelim gelişim durumlarına... Küçük hanım artık besbelli yürümeye hazırlanıyor. Emeklemeyi pek sevmediğinden sürekli ellerinden tutup yürütmemi istiyor. Koltuk kenarlarında geziyor. Çekmeceleri açıyor. Her sabah çorap çekmecemin tamamını boşaltıyor.

Peçeteler ve kağıtlar konusunda başımız dertte. Küçücük bir peçete parçası yada kağıt parçası bulsun yerde direk ağzına atıyor. Ağzını silerken bile peçeteyi yemeye çalışıyor. Tuvalet kağıdına ulaşmak için kendini parçalıyor. Gerçi sadece peçete değil ne bulursa yemeye çalışıyor. Artık çoğunu engellemiyorum çünkü yetişemiyorum. Zarar görebileceği cisimlerden uzak tutuyorum diğerlerini çok önemsemiyorum.

Bir de başıma babacı bir kız oldu çıktı. Biz başbaşayken problem yok fakat babası gelince bana gelmez oldu. Babasının kucağındayken ben istediğimde, elini aşağı yukarı doğru sallıyor, ııııııııhhh diyor ve kafasını çevirip babasına sarılıyor. İlk yaptığında inanamadım. İtiraf etmeliyim ki ilk üç gün kendimi kötü hissettim. Sonra saçmaladığımı fark ettim :) Şimdi biraz daha iyi sayılır arada bana da pas veriyor. Babasıyla arasındaki ilişki güçlendiği için mutluyum.

Bence bu ayın en önemli gelişmesi istediklerini ve istemediklerini, sevdiklerini ve sevmediklerini artık tam olarak belirtmeye başlaması. Mesela uykusu geldiğinde ellerinden tuttuğumda başka odada da olsak yürüyerek yatağa gidiyor. Karnı toksa kesinlikle ağzını açmıyor. Bebe bisküvisini paketinden tanıyor ve onu görünce heyecanlanarak istiyor. Susadıysa suyu görünce heyecanlanıyor. İstemediği bir yiyecek yedirmeye çalıştığımda elime vuruyor yada kaşığı tutuyor, kafasını çeviriyor. Karnı açsa kaşığı ağzını açarak ve heyecanlanarak bekliyor. İstediği bir şey olmadığında elindekini fırlatıyor, kötü bakışlar atıyor ve gürültülü biçimde ağlıyor. Parka gittiğimizde geri dönmek istemiyor, arabasına koyunca ağlıyor. Sallanmayı ve kaydıraktan kaymayı çok seviyor. Kaydırağın tepesine koyduğumda kendini ittirerek kaydırıyor. Müziği çok seviyor, duyunca ileri geri sallanarak oynuyor. Beşiğinde oynamayı çok seviyor. Hareket ettikçe beşik sallandığı için çok mutlu oluyor. Daha aklıma gelmeyen çok icraatı var küçük hanımın...

Gün içinde ben neredeysem kızım da orada. Yalnız kaldığı an ağlamaya başlıyor. Bu bazen çok yorucu oluyor ama aynı zamanda hoşuma da gidiyor. Çünkü onu doya doya yaşıyorum. Her anında yanındayım. Beni görünce gözlerinin parlaması, yüzünün gülmesi kadar güzel bir duygu yok sanırım...

Onu çok seviyorum...



Devamını Oku »

24 Temmuz 2014 Perşembe

Çocuk Büyütmek ama Nasıl?

Hamileliğimden beri anne- çocuk ilişkileri benim için merak konusu oldu. Dışarı çıktığımda hep anneleri inceliyordum. Acaba kızımla ilişkimiz nasıl olacak, bir yaşında ne yapacak, üç yaşında ne soracak gibi sorularla etrafımı gözlemliyordum. Fakat bu gözlemlerim sonucunda çok büyük bir hayal kırıklığına uğradım. Karşılaştığım tablolar şöyleydi; kimi zaman tatlı tatlı bir şeyler anlatan çocuğa "Sabahtan beri dır dır dır, bir sus artık başım ağrıyor" diye tepki veren, kimi zaman ağlayan çocuğa "Eve bir gidelim bak sen göreceksin" diyen, çocuğu kolundan tutup sürükleyen, hastanede ağlayan çocuğa "Bak şimdi çağıracam hemşireyi sana iğne yapacak" diyen, otobüste mızmızlanan çocuğa "Böyle yaparsan bir daha senin annen olmam" diyen, parkta elinde tabak çatal çocuğun ağzına bir şeyler tıkıştırmaya çalışan anneler ve her fırsatta bağırıp kendini yerlere atan, annesine tekme atan, tüküren ve her daim somurtan mutsuz çocuklar.

Bu tablo benim kafamdaki anne - çocuk ilişkisine hiç uymuyordu. Bir yerlerde bir hata yapılıyor olmalıydı. Araştırmaya başladım. Bir çok kaynak okudum, video izledim. Fakat yine hayal kırıklığı. Hiç biri kafama yatmadı. Öyle tavsiyeler var ki, sanki çocuk değil canavar yetiştiriyoruz. Ağlasın umursama, çok fazla kucağına alma, ceza ver, ödül ver, düşünme paspasında beklet, vali ile korkut vs... 

Yılmadım okumaya ve araştırmaya devam ettim ve sonunda "İşte bu!" dediğim iki çocuk eğitimi sistemiyle karşılaştım: Montessori Felsefesi (Maria Montessori) ve Anadolu Pedagojisi ( Adem Güneş).

Bu iki görüş birbirini tamamlıyor aslında. Anadolu pedagojisiyle işin özünü anlayıp, montessori ile uygulamaya geçerek özü bozulmamış, duyarlı ve sağlam karakterli çocuklar yetiştirmek mümkün olabilir. 

Gerçekten düşünürken bile heyecanlandığım bu iki görüşü uzun uzun açıklamak istiyorum fakat bu öyle bir yazıda yazayım bitsin denecek bir konu olmadığından yavaş yavaş, haftalara yayarak anlatmam gerek.  

Kısa bir giriş yapayım...

Çocuk her şekilde büyür. Yani siz bir çocuğu bir odaya kapatıp, sosyal etkileşime girmeden sadece fiziksel ihtiyaçlarını karşılayarak büyütebilirsiniz. Dışarıdan bakıldığında diğer çocuklardan hiç bir farkı olmayabilir. Ama içerisinde o çocuk, insani özellikleri taşımaz. Bu uç bir örnek olmuş olabilir, ama günümüzde anne babasını kesen, küçücük çocuklara tecavüz eden, masum çocukların üzerine bombalar yağdıran kişiler sizce insani değerler taşıyor mu? Bunlara insan derken içiniz sızlamıyor mu? Kim büyüttü bunları? Anne babalar. Peki sizce bütün kainatı mükemmel bir şekilde, güzellikler içinde yaratan yüce Allah, bu insanları bu şekilde yaratmış olabilir mi? Tabii ki hayır. Her insan mükemmel bir ruhla doğar. Onu bozan, parçalayan ve içerisinden bir canavar çıkaranlar bizleriz. Anne- babalar, akrabalar, komşular, çevre, toplum... Bu ruhları bozulmuş çocuklar dönüp dolaşıp bizim başımıza bela olmuyorlar mı? Savaşları kimler çıkardı? Katliamları kimler yaptı? 

Peki ileride benim çocuğum, ne yapacak?  Nasıl bir insan olacak? 

Biraz düşünmek lazım... Çocuk büyütürken itinalı davranmak lazım... Yoksa her çocuk büyür, büyür de nasıl büyür? 

Mesele çocuğa saygı duymak, değer vermek... Onu kendine benzetmeye çalışmadan, kalıplara sokmadan, adam(!) etmeye uğraşmadan, ceza vermeden, şiddet uygulamadan, minnet duygusu oluşturmadan, incitmeden, alay etmeden, olduğu gibi kabul ederek ve kendini bulma yolculuğunda ona en güzel şekilde rehberlik ederek büyütmek...

İşte bu aralar gönül verdiğim konu budur. Takip etmek isteyenlere duyurulur :) 

Devamını Oku »

18 Temmuz 2014 Cuma

Allah'ım Yardım Et!

Allah'ım sen Gazze'deki bebeklere, çocuklara, annelere ve bütün masumlara yardım et!!!
Bu nasıl bir acıdır, nasıl bir üzüntüdür...
İnsan, insanlığından utanıyor.
Keşke bir şeyler yapabilsem... Ah elimden bir şey gelse...
Tek yapabildiğim dua etmek... 

 
Devamını Oku »

17 Temmuz 2014 Perşembe

Kızım 8 Aylık Oldu :)

Bol bol gezdiğimiz ve bol bol geliştiğimiz bir aydı...

Öncelikle dönmeye başladık, çok şükür :) Sırt üstünden yüz üstüne, yüz üstünden sırt üstüne dönebiliyor. Öyle bir dönüyor ki sanki bu zamana kadar dönmeyen o değilmiş :) Gayet rahat...

Dönmeyle birlikte bizim kıza bir haller oldu. Yerinde duramıyor! Emeklemeye başladı sayılır. Sayılır diyorum çünkü bildiğin emekler gibi emeklemese de baya baya gidiyor. Kah parmaklarıyla kendini ittire ittire, kah popoyu havaya dikerek, kah tek bacak üstüne kalkarak, çoğu zaman söylene söylene amacına ulaşıyor :) Bununla birlikte evdeki tehlikeler arttı! İlk yataktan düşme olayımızı yaşadık (koltuktan düşmüştü). Acil güvenlik önlemleri almam gerek yoksa durum fena.

Yürüme çalışmaları tam gaz devam ediyor. Cesareti gün geçtikçe artıyor. Tek elimizi tutarak yürümeye cesaret edebiliyor ama pek gidemiyor. Tutunup kalkıyor. Yürütecini dışarıdan tutup iterek gitmek istiyor, içine binmiyor. Koltuğa tutunup yavaş yavaş yan yan gidiyor. 

Bu ayın asıl olayına gelelim... 24 Haziran itibariyle ilk dişimiz (sağ alt) çıktı :) Yaklaşık bir hafta sonra onun yanındaki diş de çıktı. Artık iki dişli bir hanım efendimiz var :) Dişleri çıktığının bilincinde olacak ki her fırsatta o küçücük dişini kullanıyor. Hele bir parmağımı kapmaya görsün öyle bir ısırıyor ki inanılmaz.... Böyle bir acı yok :) 

Ek gıdada ise resmen çuvalladım! Yemiyor! Oyunlar yapıyorum, taklalar atıyorum, yok! Keyfi gelecek hanım efendinin. Anne sütüyle götürüyoruz. Bakalım böyle nereye kadar gidecek.

10 gündür halası bizde kalıyor. Kendisiyle bol bol geziyoruz. Kızım bu tempoya alışmış olacak ki evde durunca mızmızlanıyor. Dışarıda uyuyor eve gelince uyanıyor! Geç uyuyup geç uyanmaya başladı. Bildiğin gezenti bir şey oldu çıktı başımıza :)

Bu ay içinde ilk kez denize ve havuza girdi :) Gayet mutluydu. Küçük havuzda alıştırarak denize soktum. Denizde bolca su yuttu ama mutluydu :) Kumlarla oynamaya da bayıldı. İşin ilginç tarafı kumları ağzına sokmak istememesiydi. Oynaması gerektiği gibi oynadı. Çok şaşırdım :)

Bir de bu aralar bana iyice bağlandı. Onu bırakıp odadan çıkamıyorum. Hep yanımda olmak istiyor. Kendi kendine oynadığı zamanlar çok az. Bu bir süreç sanırım. Umarım yakında düzelir.

Şaka maka kocaman kız oldu bizim ufaklık :) Ona bayılıyorum :))))

Devamını Oku »

28 Haziran 2014 Cumartesi

Nerelerdeydim yahu?

Gezmelerde, yüzmelerde, anne kız torun üçlemelerinde, koşuşturmalarda, uykusuz gecelerde, ramazan hazırlıklarında...

Sevgili, bir tanecik, nar tanecik, nur tanecik kız kardeşim bana, benim gibi kendini bu işe adamış birine "Senden blogcu olmaz" dedi. Neymiş efendim yazmıyormuşum. Hıh!! Asıl senden olmaz! Bu yetmezmiş gibi kardeşim dediğim can ciğer kız arkadaşım da sitemde bulundu! Yav gelmeyin üstüme!!! Bir bildiğim var heralde! Özletiyorum kendimi ki değerim artsın :) Ayrıca ben ayda bir yazı yazsam bile tutar beee... Ohooooo... :) 
Şaka bir yana hakikaten blogumu çok ihmal ettim çook... Ama acısını çıkarmayı düşünüyorum. Aslında konularım birikti. Nereden başlasam diye düşünürken, bunları yazdım :)

En yakın zamanda yeni yazılar yazacağım ama şimdi mutfağa geçmem gerek.

Bir kaç saat sonra eşimle baş başa bu senenin ilk sahurunu yapacağız. Günler uzun, Allah herkesin yardımcısı olsun... Evlerimiz bereketli, sofralarımız keyifli, kalplerimiz huzur dolu olsun...

Hayırlı Ramazanlar...

Devamını Oku »

11 Haziran 2014 Çarşamba

Kızım 7 aylık oldu :)

Gecikmeli bir ay dönümü yazısı oldu maalesef ama hiç olmamasından iyidir :)

Yine ne olduğunu anlamadan bir ay geçti. Bu ay bizim küçük hanım iyice hareketlendi. Eli kolu hiç durmuyor. Oraya uzan, şunu çekiştir, bunu fırlat, oyuncakları alayım derken yüzüstü yere yapış, annenin saçına dal, utanmadan babanın saçını da yol gibi işleri hiç bitmiyor. Ama hala dönmüyor anam dön-mü-yor! Dönmeden yürüyen bebek var mı ki? Bizim kız başarabilir gibi :) Gerçi babasının iddiasına göre bir defa döndü ama ben göremedim :( Görmediğim şeye inanmam :)

Bir yere tutunup kendini ayağa kaldırabiliyor.Tutunarak ayakta dengeli bir şekilde durabiliyor. Baya net adımlar atıyor! Yürümeye çalışırken çok heyecanlanıyor ve o kadar komik gözüküyor ki :) Yer çekimsiz ortamda yürüyormuş gibi o küçük bacaklarıyla kocaman adımlar atıyor. Bayılıyorum :) 

Uykusu bir ileri iki geri! Bazen kendi kendine uyuyor, bazen emmeden gözünü kırpmıyor! Her gün kendimle mücadele halindeyim! Ağlamasına dayansam uyuyacak belki ama çoğu zaman dayanamıyorum! Aslında bu onun iyiliği için ama işte ana yüreği :) Babasına kalsa 3 günde alıştırmıştı valla! Buarada açık havada uyumaya bayılıyor!

Hala oturup güzel bir ek gıda yazısı yazamadım ya kızıyorum kendime! Gerçi henüz tam bir sistem oluşturabilmiş değiliz. Genelde günde bir defa ek gıda alıyor. Arada yemeklerimizin tadına bakıyor ama doyumluk değil! Öyle aç kalıyormuş gibi bir durumu olmadığından ek gıdaya yüklenmiyorum ama bazen doğru mu yapıyorum diye düşünüyorum. Sevgili doktorum Kadir Tuğcu sayesinde anne sütünün bebeğim için diğer bütün gıdalardan daha yararlı olduğunu biliyorum o yüzden gönlümü rahat tutmaya çalışıyorum.

Müzik dinlemeye ve annesinin şarkı söylemesine bayılıyor! Kendide müziğe ıııı ııııı diye eşlik ediyor :) Bazen kendini sallayarak dans bile ediyor :)

Çooook gıdıklanıyor :) Ben kahkaha atınca o da atıyor. Kulağına fısıldanmasına bayılıyor :)

Sinirlenince elindeki oyuncağı çok sert bi şekilde yere yada başka bir yere vuruyor! Bazen resmen söyleniyor, ağlar gibi bir şeyler söylüyor :)

Yabancılama durumumuz epey bi var. İlk kez gördüğü biri kucağına alınca önce kendini geri atıyor, dudak büküyor ve etinden et kopmuş gibi ağlamaya başlıyor :( Bende böyleymişim, annesine çekmiş yavrum! Ama şükür ki öyle uzun sürmüyor alışması. 1 saat sonra problem kalmıyor :)

Gün be gün gözümün önünde büyüyor, çok güzel bir duygu... Onunla gurur duyuyorum!


Devamını Oku »

3 Haziran 2014 Salı

Biri Bizi Yapıştırsın!

Fenalardayım...

Bizim zilli hanım artık emzik emmiyor! İki aylıkken kullanmaya başladığı emziği 6 aylıkken bıraktı. Kendi kendine... Tövbe etmiş sanki, bırak ağzına koymayı görünce bile ağlamaya başlıyor.

"Nasıl oldu?" diye sorarsanız, vallahi bilmiyorum! Biberonu da emmiyor. Oyuncak gibi oynuyor! Biberona ihtiyaç duymuyorum ama emzik olayı mahvetti beni...

Nasıl başlamıştık emziğe... 

İlk 40 gün "Ben kızıma yalancı meme vermem, adı üstünde yalancı! Beni emmek yerine plastik mi emsin yavrum" diye tutturmuş ve yoğun ısrarlara rağmen emzik vermemiştim. Fakat yoğun gaz sancıları ve bitmek bilmeyen ağlamalar beni yıldırdı. İç sesimi bastırdım ve emziği verdim! 50 günlük falandı...

İlk üç gün emziği emmedi! Kesinlikle reddetti! İçimde bir parça sevindi, "Kızın seni tercih ediyor" dedi :) Sonra bir süre hiç denemedim! Yaklaşık 10 gün sonra, çıldıracağım bir anda, bir daha deneyeyim dedim ve bu sefer emdi :) Ağlayan kız bir anda sustu ve uykuya daldı! Nasıl mutlu olmuştum anlatamam! 

Öyle her dakika emzik ağzında olan bir kız değildi! Emzirdikten sonra emziği verip yatağına yatırıyodum, yada emziği verip ayağımda sallıyordum. (Bu arada artık kesinlikle sallanmak da istemiyor) 5 aylık olduğunda sadece uyurken emiyordu, başka zaman ihtiyacım olmuyordu. Mutluydum!

Sonra ne olduysa oldu, kızım artık emzik emmiyor ve beni emmeden uyumuyor! Neler deniyorum, yoook! 

Yarım saat emecek, emerken uyuyacak, yavaş yavaş meme ağzından alınacak, ürkütmeden yatağa yatırılacak! Meme ağzından alındığında ağlamaya başladıysa yeniden verilecek! Yatağa yattığında ağlamaya başlarsa, alınıp tekrar memeye koyulacak! Bazen uyutmam 1 saati buluyor!

Aynı durum gece de yaşanıyor! Uyku sersemi uğraşamıyorum, yanıma alıp emziriyorum, öyle sabaha kadar uyuyoruz! Bu durumdan çok rahatsız oluyorum. Yanımda yatmaya alışmasını istemiyorum! Yatağını bilsin. İki ay önce yatağını odamdan ayırmayı bile düşünüyordum, şimdi geldiğim duruma bak! Uyku düzenimiz mahvoldu!  

Ağlatarak uyutmayı bile denedim ama dayanamadım. Aslında bir kaç gün kendi kendine uyudu. Tam oldu bu, hemen yazayım bloguma dedim ama bir anda hooop başa döndük. Emzirmediğimde kendini parçalıyor resmen! Dayanamıyorum!

Bu böyle gitmez! Bir çare bulmak lazım... 

Bir çözüm yolu bilen yok mu??? 

Devamını Oku »

31 Mayıs 2014 Cumartesi

Spagetti ve Yoğurt :)

Ben her zaman çocukların dünyayı yaşayarak öğrenmesinden yanayım. Kendine zarar vermediğinden eminsek, hayatı tanımasına fırsat vermek gerek. Çünkü çocuk deneyimlemeden öğrenemez... Hissedemeden öğrenemez...

Keşif yapması gerek çocuğun... Çekmeceleri boşaltacak, dolapları karıştıracak, koşacak, düşecek... Dışarı çıkacak; bitkilerle, toprakla, suyla, hayvanlarla oynayacak.. Yağmuru, rüzgarı, sıcağı, soğuğu hissedecek... Çimenlerde yatacak, ağaçlara tırmanacak... Elleri kirlenecek, üstü başı kirlenecek... Dizleri, kolları kanayacak, canı yanacak... Böyle öğrenecek çocuk hayatı, böyle büyüyecek...

İşte duyusal oyunlar da bu amaçla oynanıyor. Hisseden, hisleriyle öğrenen çocuklar yetiştirmek için...

Bebekle duyusal oyun kurmak, okul öncesine nazaran çok daha zor. Çünkü bebek ağzıyla keşfediyor ve önünde ne varsa, ağzında da onun olduğunu akıldan çıkarmamak gerek. Bu sebeple yenildiğinde zarar vermeyecek materyaller kullanılması gerekiyor.

İşte bu konuya dikkat ederek oluşturduğumuz "yaz geldi çiçekler açtı" temalı duyusal oyunumuz, spagetti ve yoğurt :)

Spagettilerimizi resimdeki gibi hazırladım, sade suda haşladım, tuz ve yağ kullanmadım. İki renkli olsun diye yarısını normal yarısını kepekli spagettiden yaptım. Araya da mis gibi yoğurt... Ooooh yeme de içinde yuvarlan :)

 İşte hanımefendinin olaya dalışı :)

 Spagettileri ılık, yoğurdu soğuk verdim. Sıcağı soğuğu fark etsin bebeğim :)

Makarnaları öyle bir iştahla avuçladı ki... İzlemek muhteşemdi :) 

Ağız, burun, eller, ayaklar yoğurt içinde ve halimizden gayet memnunuz :)

Afiyet olsun kuzuma... 




Bu arada ek gıda çalışmalarımız da tüm hızıyla devam ediyor, bir düzen oluşturduğumuzda detaylı yazacağım :)  



Devamını Oku »