bebek bakımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bebek bakımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ekim 2014 Perşembe

Kızım 11 Aylık Oldu :)

Bizim minik prenses artık neredeyse 1 yaşında :) Şımarık, oyuncu, ortalık dağıtıcı, tanımadıklarına karşı yabani, biraz atarlı bir ufak böcek oldu :)

Bütün gün onunla vakit geçirdiğimden ve yeni bir hobi (keçe) edindiğimden bloguma yazı yazmak imkansızlaştı. Eğer hanımefendi mıkırdanmadan uyuyup izin verirse gecenin bir yarısı dahi olsa yazmak istiyorum fakat genelde izin vermiyor. Gece uykusunda ben yanında yoksam saat başı mıkırdanıyor. Hemen gitmezsem durum feryat figana dönüşüyor. Dolayısıyla blogumun durumu vahim... Ama inanıyorum ki bunları da aşacağız :)

Öncelikle kızımın ilk kurban bayramından bahsedeyim. Maalesef geniş ailemizden uzakta, çekirdek aile olarak buruk fakat yinede güzel bir bayram geçirdik. Eşimle uzun zamandır böyle uzunca görüşememiştik. Kendisi baya yoğun çalışıyor :( Hem onun için hemde ona hasret kalan kızımla benim için güzel bir tatil oldu. Kızım babasıyla bol bol vakit geçirdi, oyun oynadı, ihtiyaçları haricinde benim kucağıma gelmedi:)

Bayramın ilk günü güzel havanın da etkisiyle kendimizi dışarı attık. Bu durumdan en hoşnut olan tabii ki prenses oldu. Parkta kendini kaybediyor çocuğum :) Sonraki günler arkadaşlarımızla, komşularımızla görüştük. Kızım herkese mesafeli durmayı tercih etti dolayısıyla yoğun eleştiri topladı :) Yinede çok sevildi :)

İlk Kurban Bayramı'mız :)

Gelişimine gelince... Henüz yürümüyor ama baya gayretli. Denge çalışmaları sık sık düşmelere rağmen aralıksız devam ediyor. Bu günlerde koltuğa tutunurken kısa süreliğine iki elini de bırakmaya başladı. Bazen ben yakınındaysam bir adım atarak bana doğru geliyor ama ikinci adımda düşüyor. 

Yürümese de evin her yerine ulaşabiliyor kendisi :) Çekmece, dolap ne varsa karıştırıyor. Ben kendini tehlikeye atmadığı sürece onun keşfetmesinin önüne geçmiyorum ama ne yalan söyleyeyim arada dağıtmasın diye gözünün içine bakmıyor değilim :) 

Küçük parçalı şeylerle oynayıp, onları ağzına sokmaya bayılıyor. Sürekli ağzından bir şeyler çıkarıyorum. Peçeteleri, kağıtları koparıp koparıp ağzına atıyor. Ben almayayım diye de hızlı hızlı yapmaya çalışıyor, tam cadı. 

İstemediği bir şeye çığlık atarak tepki veriyor. Umarım bu huyu değişir.

Oyuncak bebeğinine bayılıyor. "Bebek nerde kızım?" diye sorunca onu gösteriyor, "aayyy" diyor :) Karşılıklı oturup birbirimize top atma oyununu, kutuları eşyalarla doldurup boşaltmayı, çekmeceleri boşaltmayı ve her şekilde cee-eee oynamayı çok seviyor.

Bidon kapağı ile cee-ee oynarken :)

Çocuklarla oynamayı çok seviyor, büyüklerle arası pek iyi değil. Çevrem isyan etmiş durumda fakat yapacak bir şey yok... Sık sık yanımıza uğrayıp yabani kızıma kendilerini hatırlatmaları gerekiyor :)

Dışarı çıkmayı çok seviyor. Evin içinde çığlık kıyamet tepki verdiği biri onu dışarı götürmek istediğinde kucağına gidip bana da bay bay yapıyor :)

Ek gıda çok az alıyor. Ne yaptıysam yediremedim. Gerçi işine gelen şeyleri çok da güzel yiyor ama genelde tepkili. Anne sütünü iyi aldığı için çok da zorlamıyorum.

Henüz her hangi bir şey söylemiyor. Huuuu- huuuu- hııııı şeklinde anlaşıyoruz :)

Minik meleğim büyüyor... Onu çok seviyoruz...

Doğum günü hazırlıkları başlasın...
Devamını Oku »

24 Temmuz 2014 Perşembe

Çocuk Büyütmek ama Nasıl?

Hamileliğimden beri anne- çocuk ilişkileri benim için merak konusu oldu. Dışarı çıktığımda hep anneleri inceliyordum. Acaba kızımla ilişkimiz nasıl olacak, bir yaşında ne yapacak, üç yaşında ne soracak gibi sorularla etrafımı gözlemliyordum. Fakat bu gözlemlerim sonucunda çok büyük bir hayal kırıklığına uğradım. Karşılaştığım tablolar şöyleydi; kimi zaman tatlı tatlı bir şeyler anlatan çocuğa "Sabahtan beri dır dır dır, bir sus artık başım ağrıyor" diye tepki veren, kimi zaman ağlayan çocuğa "Eve bir gidelim bak sen göreceksin" diyen, çocuğu kolundan tutup sürükleyen, hastanede ağlayan çocuğa "Bak şimdi çağıracam hemşireyi sana iğne yapacak" diyen, otobüste mızmızlanan çocuğa "Böyle yaparsan bir daha senin annen olmam" diyen, parkta elinde tabak çatal çocuğun ağzına bir şeyler tıkıştırmaya çalışan anneler ve her fırsatta bağırıp kendini yerlere atan, annesine tekme atan, tüküren ve her daim somurtan mutsuz çocuklar.

Bu tablo benim kafamdaki anne - çocuk ilişkisine hiç uymuyordu. Bir yerlerde bir hata yapılıyor olmalıydı. Araştırmaya başladım. Bir çok kaynak okudum, video izledim. Fakat yine hayal kırıklığı. Hiç biri kafama yatmadı. Öyle tavsiyeler var ki, sanki çocuk değil canavar yetiştiriyoruz. Ağlasın umursama, çok fazla kucağına alma, ceza ver, ödül ver, düşünme paspasında beklet, vali ile korkut vs... 

Yılmadım okumaya ve araştırmaya devam ettim ve sonunda "İşte bu!" dediğim iki çocuk eğitimi sistemiyle karşılaştım: Montessori Felsefesi (Maria Montessori) ve Anadolu Pedagojisi ( Adem Güneş).

Bu iki görüş birbirini tamamlıyor aslında. Anadolu pedagojisiyle işin özünü anlayıp, montessori ile uygulamaya geçerek özü bozulmamış, duyarlı ve sağlam karakterli çocuklar yetiştirmek mümkün olabilir. 

Gerçekten düşünürken bile heyecanlandığım bu iki görüşü uzun uzun açıklamak istiyorum fakat bu öyle bir yazıda yazayım bitsin denecek bir konu olmadığından yavaş yavaş, haftalara yayarak anlatmam gerek.  

Kısa bir giriş yapayım...

Çocuk her şekilde büyür. Yani siz bir çocuğu bir odaya kapatıp, sosyal etkileşime girmeden sadece fiziksel ihtiyaçlarını karşılayarak büyütebilirsiniz. Dışarıdan bakıldığında diğer çocuklardan hiç bir farkı olmayabilir. Ama içerisinde o çocuk, insani özellikleri taşımaz. Bu uç bir örnek olmuş olabilir, ama günümüzde anne babasını kesen, küçücük çocuklara tecavüz eden, masum çocukların üzerine bombalar yağdıran kişiler sizce insani değerler taşıyor mu? Bunlara insan derken içiniz sızlamıyor mu? Kim büyüttü bunları? Anne babalar. Peki sizce bütün kainatı mükemmel bir şekilde, güzellikler içinde yaratan yüce Allah, bu insanları bu şekilde yaratmış olabilir mi? Tabii ki hayır. Her insan mükemmel bir ruhla doğar. Onu bozan, parçalayan ve içerisinden bir canavar çıkaranlar bizleriz. Anne- babalar, akrabalar, komşular, çevre, toplum... Bu ruhları bozulmuş çocuklar dönüp dolaşıp bizim başımıza bela olmuyorlar mı? Savaşları kimler çıkardı? Katliamları kimler yaptı? 

Peki ileride benim çocuğum, ne yapacak?  Nasıl bir insan olacak? 

Biraz düşünmek lazım... Çocuk büyütürken itinalı davranmak lazım... Yoksa her çocuk büyür, büyür de nasıl büyür? 

Mesele çocuğa saygı duymak, değer vermek... Onu kendine benzetmeye çalışmadan, kalıplara sokmadan, adam(!) etmeye uğraşmadan, ceza vermeden, şiddet uygulamadan, minnet duygusu oluşturmadan, incitmeden, alay etmeden, olduğu gibi kabul ederek ve kendini bulma yolculuğunda ona en güzel şekilde rehberlik ederek büyütmek...

İşte bu aralar gönül verdiğim konu budur. Takip etmek isteyenlere duyurulur :) 

Devamını Oku »

26 Mayıs 2014 Pazartesi

Sizi gidi Mikroplar!

Merak ediyorum, dünyanın herhangi bir yerinde ülkemizdeki gibi fazla sayıda, çok temiz bakılan ve çok sık hasta olan çocuklar var mı? Sanmıyorum...

Temizlik ve hijyen ülkemiz ev kadınlarının çoğunda hastalık haline gelmiş durumda. İnanın çok üzülüyorum. Zaten hayat kısa, gözünü aç kapat bitiyor. Her gün, günlük işleri ve yemekleri yapıp üzerine saatler boyunca evi temizlemeye uğraşarak, geri kalan saatlerde de ev kirlenmesin diye çabalayarak hayat geçer mi? Çocuklar büyüyor, hiç bir şey anlamıyorlar. Ben çocuğumu yaşayamadıktan sonra ne yapayım evi, temizliği...

Dediklerim yanlış anlaşılmasın, pislik içinde yaşayalım demiyorum. Tabii ki temizlik yapılacak, ama abartmaya gerek yok!

Öyle steril evler var ki; bebekler 1 yaşına kadar battaniyeler üzerinde tutuluyor, yere düşen oyuncaklar steril edilmeden verilmiyor, eve başka bir çocuk geldikten sonra bütün oyuncaklar yıkanıyor, bebek sokağa çıkarılmıyor, kıyafetler kaynatılıp ütüleniyor, bebeğin rahatça emeklemesine izin verilmiyor, her yer ağır temizlik ürünleriyle dezenfekte ediliyor, evin içi bütün gün çamaşır suyu kokuyor vs. Daha bir çok örnek yazabilirim. Bunu çocuğunu korumak adına yapan ebeveynler aslında ona zarar verdiklerinin farkında değiller.

Bebek hastalanmasın diye steril ortamda büyütmek, bağışıklık sisteminin gelişmemesine ve daha çabuk hastalanmasına sebep oluyor. Böyle büyütülen bebekler okula başladıklarında, daha önceden hiç tanışmadıkları mikroplara maruz kaldıklarından, çok sık hastalanıyorlar. Sıkı bir şekilde takipçisi olduğum Dr. Kadir Tuğcu şu makalesinde bağışıklık konusunu izah ediyor ve steril büyütmenin çocuk için zararlı olduğunun altını çiziyor. Bu konuda okunması gereken başka bir makale de Dr. Murat Kınıkoğlu'dan. Kendisi de samimi bir dille annelerdeki titizlik takıntısının zararlarını anlatmış.

Fazla temizlik takıntılı olmanın bir başka zararı da çocuğun duygusal gelişimiyle ilgili. Çoğu anne bütün gün iş güç yapmaktan çocuğuyla ilgilenemiyor. Anne boş zaman yaratıp çocukla ilgilenmeyince, annesini özleyen çocuk ilgi çekmek için türlü yaramazlıklar yapıyor. Bu yaramazlıklar, zaten bütün gün yorulmuş anneyi çıldırtıyor. Sonuçta bütün gün kavga dövüşle geçen bir anne çocuk ilişkisi ortaya çıkıyor.

Bir forumda bir bayan "Ailelerimizin bize yaptığı ama bizim asla çocuklarımıza yapmayacağımız şeyler" konulu bir sohbet başlatmıştı. Orada çoğu bayan şunu yazmıştı: "Annem o kadar çok temizlik yapıyordu ki, benimle hiç oyun oynamadı. Ben temizlik yapmak yerine çocuğumla ilgileneceğim." Koca koca kadınlar bunu yazıyorlar, nasıl etkilenmişler bir düşünün.

Açıkçası ben de bazen, özellikle ilk üç ay "aman mikrop kapar mı?" düşüncesine kapılıyordum. Ama yavaş yavaş bu endişelerim azaldı. Şimdi gayet rahatım çok şükür. Zaten rahat olmasaydım çıldırmıştım çünkü her şeyi ağzına sokuyor. Dünyayı ağzıyla keşfediyor, birinden kapmasa diğerinden kapacak mikrobu. Yapacak bir şey yok :)

Keşke bebeğimiz ilk doğduğu gibi steril kalsa, bu dünyanın pisliklerine bulaşmasa... Malesef olmuyor. Hangimiz o kadar temiz kalabildik ki...






Devamını Oku »