30 Ocak 2015 Cuma

Yolculuk...

Normalde hiç aklıma gelmez, geçen gün bir dizi aklıma düştü. Önceden takip ettiğim bir yabancı dizi. Bir bölüm izleyeyim dedim. Demez olaydım! O kadar zorlandım ki anlatamam. 45 dakikalık diziyi izlemem bir günümü aldı. "Çocuklu hayat" deyip durdukları şeyin farkı dank etti kafama. Kafama esip de bir bölüm dizi izleyemiyorum ya hu! Onu geçtim istediğim zaman uyuyamıyorum, duşa giremiyorum, yemek yapamıyorum, temizlik yapamıyorum, kitap okuyamıyorum, nete giremiyorum, telefonla bile konuşamıyorum! Azra öğle uykusuna yatmadan önce, o uyurken yapmam gereken işleri kafamda listeliyorum ama uyuduğu anda basiretim bağlanıyor sanki, onu mu yapsam, bunu mu yapsam diye elim ayağıma dolanıyor, yine bir şey yapamıyorum.

Şikayet etmek değil amacım, çok şükür halime, iyi ki kızım var. Ben sadece içinde bulunduğum durumu belirtmek istiyorum.  Sanırım hala bazen çocuklu bir kadın olduğumu garipsiyorum. Yani üniversitede okurken bağımsızlığından ödün vermemek adına tek başına ev tutmuş, hem çalışan hem okuyan bir kızdım ben. İstediğim zaman, yataktan kalkar, acıkınca yemek yer, canım sıkılınca istediğim filmi izlerdim yahu! Ya da eşimle bir anda kalkıp hadi sinemaya gidelim diyebilirdik mesela. Şimdi kafama esip hiç bir şey yapamamayı geçtim, planladıklarımı da yapamıyorum. Sırf buraya kadar ki yazıyı yazana kadar üç kere ağladı ve yanına gittim. Uyurken bile ilgi bekliyor! 

Demem o dur ki bazen bocaladığımı hissediyorum.  Mesela evde her yer her yerde, karnım aç, Azra paçama yapışmış bir biçimde dolanırken, yada dışarıya çıkabilmek için kendimi parçalarken veya o arkada hiç susmadan ağlarken araba kullanabilmek için insan üstü bir çaba sarf ederken. Sanki tek yaptığım çabalamak, sonuç yok!

Böyle yazıyorum, bir yandan da pişman oluyorum! Aslında tün bunlar anneliğin tadı tuzu... Onun kucağıma çıkmak, benimle birlikte olmak için çaba sarf ettiği günleri ileride özleyeceğim. Gözümün içine baka baka, bardağı yere atmasını hatırlayıp güleceğim. Koyun koyuna uyuduğumuz günleri düşünüp gözlerim dolacak, hüzünleneceğim(ki şuan bile gözlerim doldu). Zaman öyle çabuk geçecek ki, gün gelecek "bebekliğini hatırlayamıyorum" diyeceğim!


Bir yolculuk hayat, en zorlusundan. Anı yaşamam gerek, en vurdum duymazından, en coşkulusundan. Böyle köşeye sıkıştığım, elim ayağımın birbirine dolandığı anlarda onun gözlerine bakıp gülebilmem gerek. Çaresiz hissettiğimde oturup ağlamam sonra tekrar çabalamaya başlamam gerek. Mutluluğu bir şeylerin sonucuna bağlamak yerine, bir tercih olarak seçmem gerek. Taşlara, çamurlara, dikenlere, engellere odaklanıp, yağmuru hissedemeden, gök kuşağını görmeden, çiçekleri koklamadan, kuşları dinlemeden geçersem bu yollardan, yolculuğun ne anlamı kalır?




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme